9 Mayıs 2026 Cumartesi

Seçtiğimiz Dede Korkut Hikayesi

 Ben ve arkadaşlarım Dede Korkut hikâyelerinden “Beyrek” adlı hikayeyi sahnede canlandırmak için seçtik. 

 Bu hikâyeyi oyununu seçme nedenimiz, her şeyden önce Türk edebiyatının ve kültürünün en temel taşlarından biri olan Dede Korkut hikâyelerini yaşatma isteğimizdir. Bin yıllık bir destan geleneğinin parçası olan bu eser, hem dilimizin zenginliğini hem de kültürel kimliğimizi sahneye taşımak için çok anlamlıdır. 

Bamsı Beyrek hikayesini seçmemizin en temel nedeni, bu anlatının Dede Korkut kitabındaki en kapsamlı duygusal çeşitliliğe sahip olmasıdır. Diğer pek çok hikaye ağırlıklı olarak kahramanlık ve savaş üzerine kuruluyken, Bamsı Beyrek hem derin bir aşkı hem de 16 yıllık bir esaret ve vefa hikayesini bir arada sunar. Bu durum, sahnede sadece aksiyon değil, aynı zamanda bir duygusal gerilim yaratılmasını sağlıyor.

 Ayrıca oyunun kurgusu, Dede Korkut’un kopuzu eşliğinde sahneler arası geçiş sağlayan bir anlatıcı figürüne dayanmasıyla geleneksel anlatı sanatımızı modern tiyatro teknikleriyle birleştirme fırsatı sunmaktadır.

Görsel açıdan ise metin, güçlü imgelerle hem şiirsel hem de etkileyici bir sahne dili kurmamıza olanak tanımaktadır. Sonuç olarak bu eser; dürüstlük, sözünde durma ve adaletin er ya da geç yerini bulması gibi her çağda geçerliliğini koruyan temalarıyla, sadece tarihi bir anlatı değil, izleyiciyle bağ kurabilen canlı bir performans sergilemek adına en doğru tercihtir.


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi

 Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetden 

Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten
 
Çağın yöneticilerini doğruluk ve güvenlikten uzaklaşmış görünce
 şerefle ve mutlulukla hükümet kapısından ayrıldık.




Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetden 
Mürüvvet-mend olan mazlûma el çekmez i'ânetten 

Kendini insan bilenler, halka hizmetten usanmaz;
mert olanlar, ezilenlere yardımdan el çekmez.




Hakîr olduysa millet, şânına noksân gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetden

Millet, hor görüldüyse şânı azalır sanma.
Cevher, yere düşmekle değerinden bir şey kaybetmez.




Vücûdun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gâm râh-ı vatanda hâk olursa cevr ü mihnetten.

Vücudun mayasının hamuru, vatan toprağındandır.
Vatan yolunda eziyet ve sıkıntılardan toprak olursa ne gam!




Mu'ini zâlimin dünyâda erbâb-ı denâ'etdir
Köpektir zevk alan, sayyâd-ı bi-insâfa hizmetten

Dünyada zâlimin yardımcısı, alçaklardır.
İnsafsız avcıya hizmet etmekten zevk alan, köpektir.




Hemân bir feyz-i bâkî terkeder bir zevk-i fânîye
Hayâtın kadrini âli bilenler, hüsn-i şöhretden.

Hayatın değerini şöhretin güzelliğinden üstün tutanlar.
ebedî feyzi geçici zevklere tercih ederler.




Nedendir halkda tûl-i hayâta bunca rağbetler
Nedir insâna bilmem menfâ'at hıfz-ı emânetden.

İnsanlarda hayatın uzamasına bunca düşkünlük nedendir;
Emanetin saklanmasının insana ne faydası vardır bilmem.




Cihânda kendini her ferdden alçak görür ol kim 
Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melâmetden 

Dünyada kendini herkesten alçak gören kişi 
ayıplanmaktan utanır da kendi nefsinden utanmaz.





Felekden intikâm almak, demektir ehl-i idrâke
Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedâmetden

Akıllı insanlar için çabalarını arttırmak,
pişmanlıklarından ders çıkarmak felekten intikam almak demektir.





Durup ahkâm-ı nusret ittihâd-ı kalb-i milletde
Çıkar âsâr-ı rahmet, ihtilâf-ı re'y-i ümmetden

Başarının hükmü milletin gönül birliği ile mümkündür.
Koruyucu eserler ise toplumun fikir ayrılıklarından ortaya çıkar.




Eder tedvîr-i âlem bir mekînin kuvve-i azmi
Cihân titrer sebât-ı pây-ı erbâb-ı metânetden

Kudretli bir kişinin azim gücü dünyayı düzene sokar 
güç sahibi kişilerin ayaklarının kararlılığı ile dünya titrer. 




Kazâ her feyzini her lûtfunu bir vakt içün saklar 
Fütûr etme sakın milletdeki za'f u batâ'etden 

Kaderin her feyzinin, her yardımının bir zamanı vardır
milletteki zayıflık ve gevşeklikten sakın ümitsizliğe kapılma.




Değildir şîr-der-zencire töhmet acz-i akdâmı 
Felekte baht utansın bi-nasîb- erbâb-ı himmetden 

Zincire vurulmuş aslanın ayaklarının güçsüzlüğü onun suçu değildir.
Dünyada himmetten nasibini almamış olanlardan kader utansın. 




Ziyâ dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir 
Hicâb etsün tabi'at yerde kalmış kâbiliyetden 

Işık yüksekliğin doruğundan uzaktaysa buna mecbur olduğu içindir.
Doğa utansın yerde kalmış yetenekten.




Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmâniyânız kim 
Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı şehâdetden 

Biz, o Osmanlı boyunun yüce soyundanız;
Mayamız tümüyle şehadet kanıyla karılmıştır.




Biz ol âlî- himem erbâb-ı cidd ü ictihâdız kim 
Cihân-girâne bir devlet çıkardık bir aşîretden 

Biz o yüce gayretli, çalışkan ve kudretli kişileriz ki
bir aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet çıkardık.




Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyetde 
Bize hâk-i mezâr ehven gelir hâk-i mezelletden 

Biz o yüce yaradılışlılardanız ki mukaddestımızı koruma meydanında 
mezar toprağını düşkünlük toprağına yeğleriz.




Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet 
Kaçar mı merd olan bir cân için meydân-ı gayretden 

Hürriyet mücadelesi ürkütücü bir ateşle dolu olsa da ne gam
Yiğit olan kişi bir can için gayret meydanından kaçar mı?




Kemend-i cân-güdâzı ejder-i kahr olsa cellâdın 
Müreccahdır yine bin kerre zencîr-i esâretden 

Cellâdın can yakan kemendi acımasız bir canavar bile olsa,
yine de esaret zincirinden bin kere daha üstün tutulur.




Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin 
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetden 

Felek her türlü eziyet sebeplerini toplasın gelsin
millet için çıktığım yoldan dönersem namussuzum.




Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler 
Ki ednâ zevki â'lâdır vezâretten sadâretden 

Uğraşımda çektiğim eziyet ve güçlükler anılsın,
ki bunun en ufak bir zevki bile vezirlikten, sadrazamlıktan daha iyidir




Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâze dönmüş kim 
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetden 

Vatan bir vefasız alaycı sevgiliye dönmüş 
ona aşkla bağlı olanları gurbetin acılarından ayırmıyor.




Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir 
Vazifem menfa'atden hakkım agrâz-ı hükümetden 

Yalvarıp yakarmadan ve korkudan uzağım;
benim için vazifem çıkarımdan, hakkım hükümetin kötü niyet ve düşmanlıklarından daha üstündür.




Civân-merdân-ı milletle hazer gavgâdan ey bi-dâd 
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetden 

Milletin yiğitleri ile mücadeleden sakın ey zalim!
Senin zulmünün kılıcı şehadet kanının ateşinde erir.





Ne mümkün zulm ile bi-dâd ile imhâ-yı hürriyet 
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten 

Zulümle, adaletsizlikle hürriyeti yok etmek ne mümkün
Çalış, anlama yeteneğini kaldır gücün yetiyorsa insanlıktan. 




Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret 
Ezilmez şiddet-i tazyikden te'sir-i sıkletten 

Gönülde elmas cevherine benzer gayret cevheri. 
Ezilmez basıncın şiddetinden, ağırlığın etkisinden.




Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet 
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretden 

Ne kadar büyüleyiciymişsin ah ey hürriyetin yüzü
Aşkının esiri olduk gerçi kurtulduk esaretten.




Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme 
Cemâlin tâ-ebed dûr olmasun enzâr-ı ümmetten 

Senindir şimdi gönlü çekme gücü, güzelliğini gizleme
güzel yüzün sonsuza kadar toplumun bakışlarından uzak olmasın.




Ne yâr-ı cân imişsin âh ey ümmîd-i istikbâl 
Cihânı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetden 

Ne candan bir sevgiliymişsin ah ey gelecek ümidi
dünyayı sensin kurtaran binlerce keder ve sıkıntıdan.




Senindir devr-i devlet hükmünü dünyâya infâz et 
Hüdâ ikbâlini hıfz eylesün her türlü âfetden. 

Devlet (olma) devri senindir, dünyaya egemen ol.
Allah talihini her türlü yıkımdan korusun.




Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar 
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletden.

Gezdiğin nazlı sahralar zulmün köpeklerine kaldı
Uyan ey yaralı kükreyen aslan bu aymazlık uykusundan.
Namık Kemal

Bu şiirden benim seçtiğim beyitler ve gerekçeleri şunlar:

İlk seçtiğim beyit kararlılık ve sarsılmazlığı ele alıyor.
**Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret**
**Ezilmez şiddet-i tazyikden te'sir-i sıkletten**
(Gönüldeki çalışma, gayret cevheri elmasa benzer; üzerine ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın, ne kadar ağırlık binerse binsin asla ezilmez.)

Neden Seçtim?
Bu beyit çok etkileyici. Elmas, doğadaki en sert maddelerden biridir. Namık Kemal, insanın içindeki azmi ve başarma isteğini bu sarsılmaz maddeye benzeterek; zorlukların, sınav stresinin veya dış baskıların aslında o azmi yok edemeyeceğini, aksine onu daha da değerli kıldığını anlatıyor. Özellikle hedefleri olan biri için çok motive edici bir duruş.

 İkinci olarak seçtiğim beyit değerin kaybolmayışını anlatıyor.
 **Hakîr olduysa millet, şânına noksân gelir sanma**
 **Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetden**
*(Millet hor görüldü diye şanı azaldı sanma. Mücevher yere düşmekle değerinden bir şey kaybetmez.)*

**Neden Seçtim?**
Buradaki özgüven ve "öz değer" vurgusu çok hoşuma gitti. Bazen işler yolunda gitmeyebilir, toplumlar veya bireyler zor durumlara düşebilir ya da başkaları tarafından küçümsenebilir. Ancak Namık Kemal, "Altın yere düşmekle değerini kaybetmez" mantığıyla, cevherin yani özün sağlam olduğu sürece dış etkenlerin o değeri eksiltemeyeceğini söylüyor. Kendine güvenmek ve değerini bilmek üzerine çok kıymetli bir ders.


25 Nisan 2026 Cumartesi

Dede Korkut Hikayeleri

 1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han

 Karakterler:Dirse Han, Boğaç Han, Bayındır Han

Konu: Evlat sevgisi, sadakat ve iftira

Olay: Çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur. Boğaç Han, Bayındır Han’ın boğasını yendiği için bu adı alır. Ancak babasının adamları iftira atarak babasını oğluna düşman eder. Sonunda Boğaç Han babasını kurtarır ve barışırlar

2. Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması

 Karakterler: Salur Kazan, Uruz (oğlu), Burla Hatun (eşi), Şökli Melik.

 Konu: Aile bağları ve kahramanlık

 Olay:Salur Kazan avdayken evi yağmalanır, ailesi esir düşer. Kazan, tek başına düşmana saldıracakken çoban ve diğer Oğuz beyleri yardıma gelir; ailesini kurtarır

3. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek

 Karakterler:Bamsı Beyrek, Banı Çiçek, Bayburt Hisarı Beyi.

 Konu:Aşk, sabır ve sadakat

 Olay:Beyrek ve Banı Çiçek birbirlerine aşıktır. Beyrek düğün gecesi esir düşer ve 16 yıl zindanda kalır. Geri döndüğünde Banı Çiçek’in evlenmek üzere olduğunu görür, kendini tanıtır ve sevdiğine kavuşur

4. Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olması

 Karakterler:Salur Kazan, Uruz, Burla Hatun

 Konu:Babanın oğluna savaşmayı öğretmesi ve fedakarlık

 Olay: Kazan Bey, oğlunun henüz savaşmadığını fark edince onu savaşa götürür. Uruz esir düşer. Kazan Bey oğlunu kurtarmak için savaşır, sonunda ana-baba-oğul birleşerek düşmanı yener

 5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul

 Karakterler: Deli Dumrul, Azrail, Dumrul’un eşi, anne ve babası

 Konu: Ölüm gerçeği ve gerçek sevgi

 Olay:Kuru bir çayın üzerine köprü kuran Dumrul, Azrail’e meydan okur. Canı yerine can bulması istenince anne ve babası reddeder, ancak eşi canını vermeyi kabul eder. Tanrı bu aşka karşılık ikisine de ömür verir

 6. Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı

 Karakterler: Kan Turalı, Selcen Hatun

 Konu:Aşk uğruna göze alınan tehlikeler ve kadın kahramanlığı

 Olay:Kan Turalı, evlenmek için zorlu canavarları (boğa, aslan, deve) yenmek zorundadır. Selcen Hatun için bu riskleri alır. Sonrasında Selcen Hatun da savaşta eşine yardım ederek onu kurtarır

7. Kazılık Koca Oğlu Yigenek

 Karakterler: Kazılık Koca, Yigenek

 Konu:Evladın babasına olan borcu ve azim

 Olay:Kazılık Koca, Düzmürd Kalesi’nde esir düşer. Yıllar sonra oğlu Yigenek, babasının hayatta olduğunu öğrenir ve ordusuyla giderek babasını kaleden kurtarır

8. Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi

 Karakterler: Basat, Tepegöz, Aruz Koca

 Konu: Canavarla mücadele ve toplumu koruma.

 Olay:Bir peri kızıyla bir çobanın oğlu olan Tepegöz, Oğuzlara bela olur. Aslanlar tarafından büyütülen Basat, zekası ve cesaretiyle Tepegöz'ün tek gözünü kör eder ve onu öldürür

9. Begil Oğlu Emren

 Karakterler:Begil, Emren, Bayındır Han.

 Konu: Babaya sadakat ve inanç

 Olay:Begil, bir av kazasında sakatlanır. Düşman bunu fırsat bilip saldırınca, babasının yerine henüz genç olan oğlu Emren savaşa girer ve Tanrı’nın yardımıyla düşmanı yener.

10. Uşun Koca Oğlu Segrek

 Karakterler:Uşun Koca, Egrek (büyük oğul), Segrek (küçük oğul).

 Konu: Kardeş sevgisi ve cesaret

 Olay:Egrek esir düşmüştür. Kardeşi Segrek, ağabeyinin yaşadığını öğrenince onu kurtarmaya gider. İki kardeş el ele vererek düşmanı bozguna uğratır

 11. Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Onu Çıkarması

 Karakterler: Salur Kazan, Uruz

 Konu:Tutsaklık ve aile dayanışması

 Olay:Salur Kazan, Tuman Kalesi’nde esir tutulmaktadır. Oğlu Uruz, babasını kurtarmak için yola çıkar. Babasıyla önce tanışmadan savaşırlar (geleneksel bir tema), sonra birbirlerini tanıyıp düşmanı yenerler

 12. İç Oğuz’un Dış Oğuz’a Asi Olup Beyrek’in Öldüğü Hikaye

 Karakterler: Kazan Bey, Bamsı Beyrek, Aruz Koca

 Konu: İç savaş ve ihanet

 Olay:Dış Oğuz beyleri, Kazan Bey’e küser. Arabuluculuk yapan Beyrek’i, taraf seçmediği için öldürürler. Bu durum büyük bir iç savaşa yol açar; sonunda Kazan Bey galip gelir ve birlik sağlanır


Kazılık Koca Oğlu Yigenek Değerlendirmesi

Bence Kazılık Koca Oğlu Yigenek , Dede Korkut kitabındaki en "umut dolu" hikayelerden biri. Bir evladın babasına olan borcunu ödemesi, aile bağlarının ne kadar kutsal olduğunu hissettiriyor. Bu hikayeyi okuduğumda beni en çok etkileyen şey, Yigenek’in babasına duyduğu saf bağlılık ve sabrın zaferi oldu. Dede Korkut’un diğer kahramanlık öykülerine benzese de bu hikayenin bence çok daha duygusal bir derinliği var. Hikayenin başında Yigenek’in babasının esir olduğunu bilmeden büyümesi çok hüzünlüydü. Arkadaşlarının ona gerçeği "senin baban hayatta değil" imasıyla söylemesi, bir çocuğun dünyasının nasıl bir anda yıkılabileceğini gösteriyor. Ancak Yigenek, bu travmayı bir yıkım değil, bir motivasyon kaynağına dönüştürüyor. Onun yerinde başkası olsa korkup geri çekilebilirdi ama o, babasını kurtarmayı hayatının tek amacı haline getiriyor. Hikayenin en ilginç yerlerinden biri, Yigenek’in savaşa girmeden önce ettiği duadır. Diğer destanlarda sadece kılıç gücü ön plandayken, burada Yigenek’in manevi yönü ağır basıyor. Rüyasında gördükleri ve Allah’a sığınması, hikayeye dini bir atmosfer katıyor. Bu da Türk destanlarındaki kahraman tipinin sadece fiziksel değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi olarak da güçlü olması gerektiğini hatırlatıyor.


19 Nisan 2026 Pazar

Acı Durumlar

 Türkiye’nin kalbinde derin yaralar açan bu son saldırılar, aslında bize toplum olarak en güvenli yerimizi ne kadar savunmasız bıraktığımızı ve geleceği nasıl bir riskle baş başa bıraktığımızı acı bir şekilde hatırlattı. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da duyulan silah sesleri sadece sınıfların sessizliğini değil, bir neslin güven duygusunu da paramparça etti. 14 yaşındaki bir çocuğun sırt çantasında ders kitapları yerine ölümcül silahlar taşıyarak okula girebilmiş olması, hem aile içi denetimin hem de okul güvenilirliğinin ne kadar kötü bir durumda olduğunu gösterir. Silahın bir güç göstergesi olarak görüldüğü, bireysel silahlanmanın bu denli kolaylaştığı bir ortamda, evdeki tedbirsizlik bir çok kişinin canından olmasına sebep olmaktadır . Bu tablo bize gösteriyor ki; bir çocuğu sadece okul kapısından içeri sokmak yetmiyor, o kapıdan içeri hangi duygularla ve hangi niyetlerle girdiğini de bilmemiz gerekiyor bu da bence çoğunlukla ailenin ilgisiyle kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Gelecek nesillerin bu acı olaylardan kurtulabilmesi için öncelikle okulların sadece birer bilgi yükleme merkezi değil, birer "yaşam ve güven alanı" olarak yeniden tasarlanması ve ailelerin çocuklarına vakit ayırıp onları denetlemesi şarttır. Bu dönüşüm, dijital dünyada ve ekranlarda şiddeti normalleştirmekten kurtulmakla başlar; bir çocuğun öfkesini dindirmeyi bilmesi, matematikte bir denklem çözebilmesinden çok daha hayati bir önem taşımaktadır. Eğer bizler eğitim sisteminin merkezine akademik başarıdan önce empatiyi, çatışma çözme becerilerini ve duygusal dayanıklılığı koymazsak, okulların etrafına örülen en yüksek duvarlar bile güvenliği sağlamaya yetmeyecektir. Rehberlik servislerinin sadece birer kağıt üzerinde kalan birimler olmaktan çıkarılıp, her öğrencinin ruhsal dünyasına dokunabilmesi kaçınılmazdır.

Asıl çözüm, toplumsal bir "güven kültürü" inşa etmekte yatar. Ebeveynlerin çocuklarının dünyasından kopmadığı, silahın bir hak veya koruma aracı değil bir tehdit unsuru olarak görüldüğü bir düzen kurmak zorundayız. Şiddete meyilli bir genci son anda durdurmaya çalışmak yerine, o genci bu noktaya getiren sosyal ve psikolojik süreci çok daha önceden iyileştirmeliyiz. Okullarımızı metal dedektörlerinden ziyade, çocukların kendilerini değerli hissettiği, aidiyet duyduğu ve sorunlarını konuşarak çözebileceğine inandığı yerler haline getirebilirsek, geleceği gerçekten koruma altına almış oluruz. Unutulmamalıdır ki bir toplumun en büyük savunması, binalarının sağlamlığı değil, çocuklarının vicdanıdır.


11 Nisan 2026 Cumartesi

Günümüzün Acı Gerçeği: Savaşlar

Şu an günümüzün de acı gerçeği olan savaşlar hakkında konuşmak istiyorum. Savaş kelimesini duyduğumda içimde garip bir sıkıntı oluşuyor. Oysa çoğumuz savaşın tam ortasında değiliz, ama yine de haberlerde gördüğümüz görüntüler, ağlayan çocuklar ve yıkılmış şehirler bizi derinden etkiliyor. Bu da bana şunu düşündürüyor: Savaş sadece yaşayanların değil, izleyenlerin de kalbinde iz bırakıyor.

İçinde bulunduğumuz dünyada hâlâ savaşların olması bana çok anlamsız geliyor. İnsanlar konuşarak anlaşabilecekken neden birbirlerine zarar vermeyi seçiyorlar anlamıyorum. Belki de bu sorunun cevabı çok karmaşık, ama sonuçları ortada yani “Korku, gözyaşı ve kayıp”. En çok da hiçbir suçu olmayan insanların zarar görmesi insanın içini parçalıyor.

Bir çocuğun en büyük derdi dersleri ya da arkadaşları olmalı ama savaşın olduğu yerlerde çocuklar oyun oynamak yerine saklanmayı öğreniyor. Bu düşünce bile insanın içini ağırlaştırıyor. Kendi hayatımla onların hayatını karşılaştırdığımda bazen suçluluk hissediyorum. Çünkü ben güvende yaşarken bazen içinde bulunduğum en küçük aksilikten dolayı şikayet ederken, bir başkası sadece hayatta kalabildiği için şükür ediyor.

Savaşların nedenleri ne olursa olsun, geride bıraktığı duygular hep aynı: yalnızlık, korku ve çaresizlik. Belki de en acı olan şey, insanların umutlarını kaybetmesi. Çünkü umut olmadığında, geleceğe dair hiçbir şey kalmıyor. Bu yüzden bence savaş sadece şehirleri değil, insanların iç dünyasını da yıkıyor. İnsanların bir gün birbirini anlamayı öğreneceğine, farklılıkların kavga nedeni değil zenginlik olarak görüleceğine inanmak istiyorum. Belki bu biraz hayal gibi geliyor ama bence her şey küçük bir düşünceyle başlar. Eğer bizler barışı önemsersek, belki gelecekte savaşlar sadece tarih kitaplarında kalır.

Sonuç olarak, savaşlar sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda duygusal bir çöküştür. Bu yüzden barışı korumak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü dünya, korkuyla değil, anlayış ve sevgiyle daha güzel bir yer olabilir.

28 Mart 2026 Cumartesi

Tavşan ve sincap




Tavşan ve Sincap

Tema: Dostluk

Verilmek İstenen Mesaj: Dostluğun önemini bilmeliyiz.

Karakterler ve Özellikleri:

 Tavşan: Merhametli, empati yapan.

  • Tilki: Kurnaz, fesat.

  • Sincap: Saf, kandırılan.

Zaman: Geçmiş zaman

Mekân: Orman

Olay Örgüsü: Tavşan ve sincabın çok yakın iki dost olması ve her zamanki gibi okula gitmeleri. Giderken tilkiyi görürler; tavşan, tilkinin bakışlarından rahatsız olur. Tilki, sincabı tek yakalar ve tavşan hakkında onu doldurur. Sincap ve tilki daha yakın olmaya başlar. Tavşan bir sürpriz yapar ve fındık toplayıp sincabın evine gider fakat tilki de oradadır. Tilkinin kurnazlığı ve kötü planları ortaya çıkar. Hepsi hatasını anlayıp birbirinden özür dilerler ve tüm orman halkı mutluluk içinde yaşar.


Hikaye Metni

Ormanın derinliklerinde; çok sevecen, herkesin birbirini sevdiği, şarkılar söylenip danslar edildiği küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada aslanlar, kaplanlar, tilkiler, tavşanlar ve tüm hayvanlar bir arada yaşarmış. Herkesin dostluklarını kıskandığı bir tavşan ve bir sincap varmış.

Bir gün tavşan ve sincap okula giderken, karşılarına bir tilki çıkmış. Tavşan, tilkinin bakışlarından şüphelenmiş ama sincaba bu durumu anlatmamış. Gel zaman git zaman derken, tilki sincabı tek yakalamış ve "Dua et nasılsın sincap kardeş?" demiş. Sincap pek umursamamış ama tilki sincabı bırakmamış; hatta sincabın onu umursamadığını fark edince topladığı fındıkları çıkarmış. Sincap fındıkları görünce dayanamamış; fark etmemiş bile tilkiyle gittiğini ve tüm fındıkları yemiş.

Tilkinin planları güzel gidiyordu çünkü artık sincap tilkiyle konuşuyor, hatta ona sırlarını anlatıyordu. Tilki, sincaba: "Herkes tavşanı senden daha çok seviyor, tavşanda senden daha üstte olmaktan mutluluk duyuyor," diyerek sincabın aklını karıştırmıştı. Zaman geçmişti ama sincap bu durumu tavşana anlatmak yerine içinde biriktirmişti. Tilki amacına ulaşıyordu; artık sincap onun arkadaşı olmuştu.

Bir gün tavşan, sincaba sürpriz yapmak için fındık toplamaya çıkmıştı. Önünde tilkiyi görünce şaşırmıştı çünkü tilki asla fındık yemezdi. Tavşan fındıkları topladı ve sincabın evine doğru yol aldı. Ama önüne bir baktı ki tilki, elindeki fındıklarla sincabın evine girdi. Bu durumu görünce tavşan, sincap ile arasında hissettiği soğukluğun nedenini anlamıştı. Camdan onları izlemeye karar verdi. Tam izlerken bir baktı ki sincabın arkası dönükken tilki, fındıkların arasındaki çatalını eline almış, sincabı yemek için hazırlanıyordu!

Bunu gören tavşan hemen camdan içeri atladı ve hepsi şok oldu. Tilki hemen kaçmak istedi ama kuyruğu sandalyeye sıkışmıştı. Tavşan gördüğü her şeyi anlatınca sincap şok oldu ve tilkinin bütün planlarını anladı. Sincap yaptıkları ve tilkiye inandığı için tavşandan özür diledi. Tavşan, "Özür dileyip hatanı anlamana sevindim," dedi. Sıra tilkiye gelmişti; tilki yaptıklarına çok pişman olmuştu ama kimsenin onu affetmeyeceğini düşünüp oradan ayrılması gerektiğini düşündü. Tavşan, tilki ile empati yaparak ona bir şans daha tanıdı. Tilki bu duruma çok sevindi, özür diledi ve bir daha kimsenin arkasından iş çevirmeyeceğine söz verdi. Tüm orman halkı mutlu ve dostça yaşadılar.

14 Mart 2026 Cumartesi

Mevlana’nın Aslan ve Av Hayvanları Fablı: Güç mü, Zekâ mı?

Mevlânâ’nın ölümsüz eseri Mesnevî’de yer alan "Aslan ve Av Hayvanları" fablı, kaba kuvvetin zekâ ve dayanışma karşısındaki çaresizliğini anlatır. Bu anlatı, üzerinden yüzyıllar geçse de modern hayattaki güç ilişkilerine ışık tutmaya devam eder. Günlük yaşamda "aslan" figürü; makamını, fiziksel üstünlüğünü veya baskıcı tavrını kullanarak başkalarını sindirmeye çalışan kişileri temsil eder. Bu tür baskıcı karakterlerle mücadele etmenin yolu, aslanın yöntemlerini yani şiddeti kullanmak değil; akıl süzgecinden geçmiş bir birliktelik kurmaktır.

Örneğin, bir iş yerinde yetkisini suistimal ederek çalışanlarına haksız yüklemeler yapan ve onları sürekli korkutan bir yöneticiyi ele alalım. Burada baskıcı yönetici "aslanı", mağdur olan çalışanlar ise "av hayvanlarını" temsil eder. Eğer her çalışan bu duruma tek başına katlanmaya devam ederse, baskı her geçen gün artacaktır. Ancak çalışanlar sessiz kalmak yerine bir araya gelip durumu üst makamlara veya ilgili birimlere bildirdiklerinde, yani bireysel korkularını ortak bir iradeye dönüştürdüklerinde, baskıcı figürün alanı daralır. Tıpkı fablda hayvanların bir tavşanın zekâsına güvenip birlikte hareket ederek aslanı kendi kazdığı kuyuya düşürmesi gibi, dayanışma ruhu haksızlığı sona erdirir.

Sonuç olarak, aslan ne kadar güçlü görünürse görünsün, planlı bir zekâ ve sarsılmaz bir birliktelik karşısında mağlup olmaya mahkûmdur. Gerçek güç bilekte değil, birleşmiş akıllardadır.



Seçtiğimiz Dede Korkut Hikayesi

 Ben ve arkadaşlarım Dede Korkut hikâyelerinden “Beyrek” adlı hikayeyi sahnede canlandırmak için seçtik.   Bu hikâyeyi oyununu seçme nedenim...