Şu an günümüzün de acı gerçeği olan savaşlar hakkında konuşmak istiyorum. Savaş kelimesini duyduğumda içimde garip bir sıkıntı oluşuyor. Oysa çoğumuz savaşın tam ortasında değiliz, ama yine de haberlerde gördüğümüz görüntüler, ağlayan çocuklar ve yıkılmış şehirler bizi derinden etkiliyor. Bu da bana şunu düşündürüyor: Savaş sadece yaşayanların değil, izleyenlerin de kalbinde iz bırakıyor.
İçinde bulunduğumuz dünyada hâlâ savaşların olması bana çok anlamsız geliyor. İnsanlar konuşarak anlaşabilecekken neden birbirlerine zarar vermeyi seçiyorlar anlamıyorum. Belki de bu sorunun cevabı çok karmaşık, ama sonuçları ortada yani “Korku, gözyaşı ve kayıp”. En çok da hiçbir suçu olmayan insanların zarar görmesi insanın içini parçalıyor.
Bir çocuğun en büyük derdi dersleri ya da arkadaşları olmalı ama savaşın olduğu yerlerde çocuklar oyun oynamak yerine saklanmayı öğreniyor. Bu düşünce bile insanın içini ağırlaştırıyor. Kendi hayatımla onların hayatını karşılaştırdığımda bazen suçluluk hissediyorum. Çünkü ben güvende yaşarken bazen içinde bulunduğum en küçük aksilikten dolayı şikayet ederken, bir başkası sadece hayatta kalabildiği için şükür ediyor.
Savaşların nedenleri ne olursa olsun, geride bıraktığı duygular hep aynı: yalnızlık, korku ve çaresizlik. Belki de en acı olan şey, insanların umutlarını kaybetmesi. Çünkü umut olmadığında, geleceğe dair hiçbir şey kalmıyor. Bu yüzden bence savaş sadece şehirleri değil, insanların iç dünyasını da yıkıyor. İnsanların bir gün birbirini anlamayı öğreneceğine, farklılıkların kavga nedeni değil zenginlik olarak görüleceğine inanmak istiyorum. Belki bu biraz hayal gibi geliyor ama bence her şey küçük bir düşünceyle başlar. Eğer bizler barışı önemsersek, belki gelecekte savaşlar sadece tarih kitaplarında kalır.
Sonuç olarak, savaşlar sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda duygusal bir çöküştür. Bu yüzden barışı korumak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü dünya, korkuyla değil, anlayış ve sevgiyle daha güzel bir yer olabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder