19 Nisan 2026 Pazar

Acı Durumlar

 Türkiye’nin kalbinde derin yaralar açan bu son saldırılar, aslında bize toplum olarak en güvenli yerimizi ne kadar savunmasız bıraktığımızı ve geleceği nasıl bir riskle baş başa bıraktığımızı acı bir şekilde hatırlattı. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da duyulan silah sesleri sadece sınıfların sessizliğini değil, bir neslin güven duygusunu da paramparça etti. 14 yaşındaki bir çocuğun sırt çantasında ders kitapları yerine ölümcül silahlar taşıyarak okula girebilmiş olması, hem aile içi denetimin hem de okul güvenilirliğinin ne kadar kötü bir durumda olduğunu gösterir. Silahın bir güç göstergesi olarak görüldüğü, bireysel silahlanmanın bu denli kolaylaştığı bir ortamda, evdeki tedbirsizlik bir çok kişinin canından olmasına sebep olmaktadır . Bu tablo bize gösteriyor ki; bir çocuğu sadece okul kapısından içeri sokmak yetmiyor, o kapıdan içeri hangi duygularla ve hangi niyetlerle girdiğini de bilmemiz gerekiyor bu da bence çoğunlukla ailenin ilgisiyle kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Gelecek nesillerin bu acı olaylardan kurtulabilmesi için öncelikle okulların sadece birer bilgi yükleme merkezi değil, birer "yaşam ve güven alanı" olarak yeniden tasarlanması ve ailelerin çocuklarına vakit ayırıp onları denetlemesi şarttır. Bu dönüşüm, dijital dünyada ve ekranlarda şiddeti normalleştirmekten kurtulmakla başlar; bir çocuğun öfkesini dindirmeyi bilmesi, matematikte bir denklem çözebilmesinden çok daha hayati bir önem taşımaktadır. Eğer bizler eğitim sisteminin merkezine akademik başarıdan önce empatiyi, çatışma çözme becerilerini ve duygusal dayanıklılığı koymazsak, okulların etrafına örülen en yüksek duvarlar bile güvenliği sağlamaya yetmeyecektir. Rehberlik servislerinin sadece birer kağıt üzerinde kalan birimler olmaktan çıkarılıp, her öğrencinin ruhsal dünyasına dokunabilmesi kaçınılmazdır.

Asıl çözüm, toplumsal bir "güven kültürü" inşa etmekte yatar. Ebeveynlerin çocuklarının dünyasından kopmadığı, silahın bir hak veya koruma aracı değil bir tehdit unsuru olarak görüldüğü bir düzen kurmak zorundayız. Şiddete meyilli bir genci son anda durdurmaya çalışmak yerine, o genci bu noktaya getiren sosyal ve psikolojik süreci çok daha önceden iyileştirmeliyiz. Okullarımızı metal dedektörlerinden ziyade, çocukların kendilerini değerli hissettiği, aidiyet duyduğu ve sorunlarını konuşarak çözebileceğine inandığı yerler haline getirebilirsek, geleceği gerçekten koruma altına almış oluruz. Unutulmamalıdır ki bir toplumun en büyük savunması, binalarının sağlamlığı değil, çocuklarının vicdanıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Seçtiğimiz Dede Korkut Hikayesi

 Ben ve arkadaşlarım Dede Korkut hikâyelerinden “Beyrek” adlı hikayeyi sahnede canlandırmak için seçtik.   Bu hikâyeyi oyununu seçme nedenim...