28 Şubat 2026 Cumartesi

Harname

 II. Senaryo: Eşek, tarladaki ekinleri ses çıkarmadan yemiştir.

Zayıf eşek, tarladaki ekinlerin kokusuna kapılınca bilge eşeğin nasihatini bir kenara itti. Ancak bu kez heyecanına yenilip anırmak yerine nefesini tuttu; bir kedi sessizliğiyle çitlerden süzüldü. Karanlığı zırh edinen eşek, kimseyi uyandırmadan karnını iyice doyurdu ve şafak sökmeden ahırına döndü.

Sabah olduğunda kulakları ve kuyruğu yerindeydi ama ruhu kirlenmişti. Fiziksel bir ceza almasa da, alın teriyle çalışmak yerine hırsızlığı alışkanlık haline getirdi. Artık o eski dürüst eşek değil, yakalanma korkusuyla yaşayan kurnaz bir hırsızdı.


Hikâyenin sonu: Eşek, tarlaya girdiğinde büyük 

sessizlikle karnını doyurur. Anırmadığı için tarla sahibi

uyanmaz. Eşek karnı tok bir şekilde oradan uzaklaşır. Ancak 

bir süre sonra bu hırsızlığı alışkanlık haline getirir .

21 Şubat 2026 Cumartesi

Oğuz Kağan’ın Yerinde Ben


Bozkırın ortasında o gümüş pencereli, altın duvarlı evi gördüğümde sadece bir yapı görmedim; ilahi bir işaretin, çözülmeyi bekleyen bir sırrın karşısında durduğumu anladım. Bir kağan olarak her zaman en önde gitmek, her kapıyı bizzat zorlamak isterim ama bazen gerçek liderlik, doğru işe doğru adamı atamaktır. Gözlerim ordumun içindeki o cevheri, Tömürdü Kağul'u aradı. Onun sadece kas gücüne değil, pratik zekasına ve sabrına güvendiğim için onu orada bıraktım. İçimden bir ses diyordu ki: "Bu kapı sadece anahtarla değil, sadakatle açılır." Neden "Kalaç"? Ona verdiğim emir, aslında bir boyun kaderini mühürledi. Ona "Kal!" dedim çünkü sabretmesi gerekiyordu; "Aç!" dedim çünkü imkansızı başarması gerekiyordu. Bir eri ordudan ayırmak zordur, ama ona özel bir görev vermek ona olan inancımın en büyük kanıtıdır.Türk töresinde isim, sadece bir sesleniş değil; bir karakter aynasıdır. "Kalaç" ismi, bundan sonra binlerce yıl boyunca o erin hem sabrını hem de başarısını haykıracak. O evi arkamda bırakıp yoluma devam ederken içim rahattı. Biliyordum ki benim askerim, ben ne kadar uzakta olursam olayım o kapıyı açacak ve orduya geri dönecekti. Bizim boylarımızın türeyişi işte böyle; bir emirle başlar, bir isimle ebedileşir ve sadakatle kök salar.

14 Şubat 2026 Cumartesi

Zihin Haritası




 

Bayrak


Okul bahçesinde her Pazartesi sabahı sıraya girdiğimizde, uykulu gözlerle gökyüzüne bakarım. İstiklal Marşı’nın ilk notaları duyulduğunda, rüzgarla oynaşan o kırmızı kumaşın aslında sadece bir "kumaş" olmadığını hissetmek, bence bir öğrencinin kalbinde uyanan en saf duygu.

Bana göre bayrak, bir milletin gökyüzüne yazdığı bir şiirdir. Herkes bu şiiri farklı okur ama herkes aynı heyecanı duyar. Sınıfımızdaki panonun en üstünde dururken bize rehberlik eden bir öğretmen gibidir; sessizdir ama duruşuyla çok şey anlatır. O dalgalandıkça, sanki bana "Yorulma, arkanda koca bir tarih, önünde ise kocaman bir gelecek var," der gibi gelir.

Bayrağın kırmızısını sadece bir renk olarak görmek eksik kalır. O kırmızı, benim için fedakarlığın, bir arada olmanın ve "biz" diyebilmenin rengidir. Beyaz hilal ve yıldız ise karanlık bir gecede yolunu kaybedenlere ışık tutan bir pusula gibidir. Şehirler değişir, insanlar değişir, okuduğumuz kitaplar bile eskir ama o gökyüzündeki yerini hiç değiştirmez. Bu süreklilik hissi, bir öğrenci olarak bana güven veriyor. Dünyanın neresine gidersem gideyim, o al rengi gördüğümde evimde hissedeceğimi bilmek çok güzel bir duygu.

Sonuçta bayrak, sadece resmi törenlerin bir parçası değil; bizim ortak sevincimiz, ortak yasımız ve en önemlisi ortak geleceğimizdir. Çünkü biliyorum ki, o bayrağın gölgesinde büyümek, sadece bir vatandaşlık görevi değil, aynı zamanda kalpten gelen bir bağlılıktır.


Seçtiğimiz Dede Korkut Hikayesi

 Ben ve arkadaşlarım Dede Korkut hikâyelerinden “Beyrek” adlı hikayeyi sahnede canlandırmak için seçtik.   Bu hikâyeyi oyununu seçme nedenim...