25 Nisan 2026 Cumartesi

Dede Korkut Hikayeleri

 1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han

 Karakterler:Dirse Han, Boğaç Han, Bayındır Han

Konu: Evlat sevgisi, sadakat ve iftira

Olay: Çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur. Boğaç Han, Bayındır Han’ın boğasını yendiği için bu adı alır. Ancak babasının adamları iftira atarak babasını oğluna düşman eder. Sonunda Boğaç Han babasını kurtarır ve barışırlar

2. Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması

 Karakterler: Salur Kazan, Uruz (oğlu), Burla Hatun (eşi), Şökli Melik.

 Konu: Aile bağları ve kahramanlık

 Olay:Salur Kazan avdayken evi yağmalanır, ailesi esir düşer. Kazan, tek başına düşmana saldıracakken çoban ve diğer Oğuz beyleri yardıma gelir; ailesini kurtarır

3. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek

 Karakterler:Bamsı Beyrek, Banı Çiçek, Bayburt Hisarı Beyi.

 Konu:Aşk, sabır ve sadakat

 Olay:Beyrek ve Banı Çiçek birbirlerine aşıktır. Beyrek düğün gecesi esir düşer ve 16 yıl zindanda kalır. Geri döndüğünde Banı Çiçek’in evlenmek üzere olduğunu görür, kendini tanıtır ve sevdiğine kavuşur

4. Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olması

 Karakterler:Salur Kazan, Uruz, Burla Hatun

 Konu:Babanın oğluna savaşmayı öğretmesi ve fedakarlık

 Olay: Kazan Bey, oğlunun henüz savaşmadığını fark edince onu savaşa götürür. Uruz esir düşer. Kazan Bey oğlunu kurtarmak için savaşır, sonunda ana-baba-oğul birleşerek düşmanı yener

 5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul

 Karakterler: Deli Dumrul, Azrail, Dumrul’un eşi, anne ve babası

 Konu: Ölüm gerçeği ve gerçek sevgi

 Olay:Kuru bir çayın üzerine köprü kuran Dumrul, Azrail’e meydan okur. Canı yerine can bulması istenince anne ve babası reddeder, ancak eşi canını vermeyi kabul eder. Tanrı bu aşka karşılık ikisine de ömür verir

 6. Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı

 Karakterler: Kan Turalı, Selcen Hatun

 Konu:Aşk uğruna göze alınan tehlikeler ve kadın kahramanlığı

 Olay:Kan Turalı, evlenmek için zorlu canavarları (boğa, aslan, deve) yenmek zorundadır. Selcen Hatun için bu riskleri alır. Sonrasında Selcen Hatun da savaşta eşine yardım ederek onu kurtarır

7. Kazılık Koca Oğlu Yigenek

 Karakterler: Kazılık Koca, Yigenek

 Konu:Evladın babasına olan borcu ve azim

 Olay:Kazılık Koca, Düzmürd Kalesi’nde esir düşer. Yıllar sonra oğlu Yigenek, babasının hayatta olduğunu öğrenir ve ordusuyla giderek babasını kaleden kurtarır

8. Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi

 Karakterler: Basat, Tepegöz, Aruz Koca

 Konu: Canavarla mücadele ve toplumu koruma.

 Olay:Bir peri kızıyla bir çobanın oğlu olan Tepegöz, Oğuzlara bela olur. Aslanlar tarafından büyütülen Basat, zekası ve cesaretiyle Tepegöz'ün tek gözünü kör eder ve onu öldürür

9. Begil Oğlu Emren

 Karakterler:Begil, Emren, Bayındır Han.

 Konu: Babaya sadakat ve inanç

 Olay:Begil, bir av kazasında sakatlanır. Düşman bunu fırsat bilip saldırınca, babasının yerine henüz genç olan oğlu Emren savaşa girer ve Tanrı’nın yardımıyla düşmanı yener.

10. Uşun Koca Oğlu Segrek

 Karakterler:Uşun Koca, Egrek (büyük oğul), Segrek (küçük oğul).

 Konu: Kardeş sevgisi ve cesaret

 Olay:Egrek esir düşmüştür. Kardeşi Segrek, ağabeyinin yaşadığını öğrenince onu kurtarmaya gider. İki kardeş el ele vererek düşmanı bozguna uğratır

 11. Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Onu Çıkarması

 Karakterler: Salur Kazan, Uruz

 Konu:Tutsaklık ve aile dayanışması

 Olay:Salur Kazan, Tuman Kalesi’nde esir tutulmaktadır. Oğlu Uruz, babasını kurtarmak için yola çıkar. Babasıyla önce tanışmadan savaşırlar (geleneksel bir tema), sonra birbirlerini tanıyıp düşmanı yenerler

 12. İç Oğuz’un Dış Oğuz’a Asi Olup Beyrek’in Öldüğü Hikaye

 Karakterler: Kazan Bey, Bamsı Beyrek, Aruz Koca

 Konu: İç savaş ve ihanet

 Olay:Dış Oğuz beyleri, Kazan Bey’e küser. Arabuluculuk yapan Beyrek’i, taraf seçmediği için öldürürler. Bu durum büyük bir iç savaşa yol açar; sonunda Kazan Bey galip gelir ve birlik sağlanır


Kazılık Koca Oğlu Yigenek Değerlendirmesi

Bence Kazılık Koca Oğlu Yigenek , Dede Korkut kitabındaki en "umut dolu" hikayelerden biri. Bir evladın babasına olan borcunu ödemesi, aile bağlarının ne kadar kutsal olduğunu hissettiriyor. Bu hikayeyi okuduğumda beni en çok etkileyen şey, Yigenek’in babasına duyduğu saf bağlılık ve sabrın zaferi oldu. Dede Korkut’un diğer kahramanlık öykülerine benzese de bu hikayenin bence çok daha duygusal bir derinliği var. Hikayenin başında Yigenek’in babasının esir olduğunu bilmeden büyümesi çok hüzünlüydü. Arkadaşlarının ona gerçeği "senin baban hayatta değil" imasıyla söylemesi, bir çocuğun dünyasının nasıl bir anda yıkılabileceğini gösteriyor. Ancak Yigenek, bu travmayı bir yıkım değil, bir motivasyon kaynağına dönüştürüyor. Onun yerinde başkası olsa korkup geri çekilebilirdi ama o, babasını kurtarmayı hayatının tek amacı haline getiriyor. Hikayenin en ilginç yerlerinden biri, Yigenek’in savaşa girmeden önce ettiği duadır. Diğer destanlarda sadece kılıç gücü ön plandayken, burada Yigenek’in manevi yönü ağır basıyor. Rüyasında gördükleri ve Allah’a sığınması, hikayeye dini bir atmosfer katıyor. Bu da Türk destanlarındaki kahraman tipinin sadece fiziksel değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi olarak da güçlü olması gerektiğini hatırlatıyor.


19 Nisan 2026 Pazar

Acı Durumlar

 Türkiye’nin kalbinde derin yaralar açan bu son saldırılar, aslında bize toplum olarak en güvenli yerimizi ne kadar savunmasız bıraktığımızı ve geleceği nasıl bir riskle baş başa bıraktığımızı acı bir şekilde hatırlattı. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da duyulan silah sesleri sadece sınıfların sessizliğini değil, bir neslin güven duygusunu da paramparça etti. 14 yaşındaki bir çocuğun sırt çantasında ders kitapları yerine ölümcül silahlar taşıyarak okula girebilmiş olması, hem aile içi denetimin hem de okul güvenilirliğinin ne kadar kötü bir durumda olduğunu gösterir. Silahın bir güç göstergesi olarak görüldüğü, bireysel silahlanmanın bu denli kolaylaştığı bir ortamda, evdeki tedbirsizlik bir çok kişinin canından olmasına sebep olmaktadır . Bu tablo bize gösteriyor ki; bir çocuğu sadece okul kapısından içeri sokmak yetmiyor, o kapıdan içeri hangi duygularla ve hangi niyetlerle girdiğini de bilmemiz gerekiyor bu da bence çoğunlukla ailenin ilgisiyle kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Gelecek nesillerin bu acı olaylardan kurtulabilmesi için öncelikle okulların sadece birer bilgi yükleme merkezi değil, birer "yaşam ve güven alanı" olarak yeniden tasarlanması ve ailelerin çocuklarına vakit ayırıp onları denetlemesi şarttır. Bu dönüşüm, dijital dünyada ve ekranlarda şiddeti normalleştirmekten kurtulmakla başlar; bir çocuğun öfkesini dindirmeyi bilmesi, matematikte bir denklem çözebilmesinden çok daha hayati bir önem taşımaktadır. Eğer bizler eğitim sisteminin merkezine akademik başarıdan önce empatiyi, çatışma çözme becerilerini ve duygusal dayanıklılığı koymazsak, okulların etrafına örülen en yüksek duvarlar bile güvenliği sağlamaya yetmeyecektir. Rehberlik servislerinin sadece birer kağıt üzerinde kalan birimler olmaktan çıkarılıp, her öğrencinin ruhsal dünyasına dokunabilmesi kaçınılmazdır.

Asıl çözüm, toplumsal bir "güven kültürü" inşa etmekte yatar. Ebeveynlerin çocuklarının dünyasından kopmadığı, silahın bir hak veya koruma aracı değil bir tehdit unsuru olarak görüldüğü bir düzen kurmak zorundayız. Şiddete meyilli bir genci son anda durdurmaya çalışmak yerine, o genci bu noktaya getiren sosyal ve psikolojik süreci çok daha önceden iyileştirmeliyiz. Okullarımızı metal dedektörlerinden ziyade, çocukların kendilerini değerli hissettiği, aidiyet duyduğu ve sorunlarını konuşarak çözebileceğine inandığı yerler haline getirebilirsek, geleceği gerçekten koruma altına almış oluruz. Unutulmamalıdır ki bir toplumun en büyük savunması, binalarının sağlamlığı değil, çocuklarının vicdanıdır.


11 Nisan 2026 Cumartesi

Günümüzün Acı Gerçeği: Savaşlar

Şu an günümüzün de acı gerçeği olan savaşlar hakkında konuşmak istiyorum. Savaş kelimesini duyduğumda içimde garip bir sıkıntı oluşuyor. Oysa çoğumuz savaşın tam ortasında değiliz, ama yine de haberlerde gördüğümüz görüntüler, ağlayan çocuklar ve yıkılmış şehirler bizi derinden etkiliyor. Bu da bana şunu düşündürüyor: Savaş sadece yaşayanların değil, izleyenlerin de kalbinde iz bırakıyor.

İçinde bulunduğumuz dünyada hâlâ savaşların olması bana çok anlamsız geliyor. İnsanlar konuşarak anlaşabilecekken neden birbirlerine zarar vermeyi seçiyorlar anlamıyorum. Belki de bu sorunun cevabı çok karmaşık, ama sonuçları ortada yani “Korku, gözyaşı ve kayıp”. En çok da hiçbir suçu olmayan insanların zarar görmesi insanın içini parçalıyor.

Bir çocuğun en büyük derdi dersleri ya da arkadaşları olmalı ama savaşın olduğu yerlerde çocuklar oyun oynamak yerine saklanmayı öğreniyor. Bu düşünce bile insanın içini ağırlaştırıyor. Kendi hayatımla onların hayatını karşılaştırdığımda bazen suçluluk hissediyorum. Çünkü ben güvende yaşarken bazen içinde bulunduğum en küçük aksilikten dolayı şikayet ederken, bir başkası sadece hayatta kalabildiği için şükür ediyor.

Savaşların nedenleri ne olursa olsun, geride bıraktığı duygular hep aynı: yalnızlık, korku ve çaresizlik. Belki de en acı olan şey, insanların umutlarını kaybetmesi. Çünkü umut olmadığında, geleceğe dair hiçbir şey kalmıyor. Bu yüzden bence savaş sadece şehirleri değil, insanların iç dünyasını da yıkıyor. İnsanların bir gün birbirini anlamayı öğreneceğine, farklılıkların kavga nedeni değil zenginlik olarak görüleceğine inanmak istiyorum. Belki bu biraz hayal gibi geliyor ama bence her şey küçük bir düşünceyle başlar. Eğer bizler barışı önemsersek, belki gelecekte savaşlar sadece tarih kitaplarında kalır.

Sonuç olarak, savaşlar sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda duygusal bir çöküştür. Bu yüzden barışı korumak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü dünya, korkuyla değil, anlayış ve sevgiyle daha güzel bir yer olabilir.

Seçtiğimiz Dede Korkut Hikayesi

 Ben ve arkadaşlarım Dede Korkut hikâyelerinden “Beyrek” adlı hikayeyi sahnede canlandırmak için seçtik.   Bu hikâyeyi oyununu seçme nedenim...