14 Şubat 2026 Cumartesi

Bayrak


Okul bahçesinde her Pazartesi sabahı sıraya girdiğimizde, uykulu gözlerle gökyüzüne bakarım. İstiklal Marşı’nın ilk notaları duyulduğunda, rüzgarla oynaşan o kırmızı kumaşın aslında sadece bir "kumaş" olmadığını hissetmek, bence bir öğrencinin kalbinde uyanan en saf duygu.

Bana göre bayrak, bir milletin gökyüzüne yazdığı bir şiirdir. Herkes bu şiiri farklı okur ama herkes aynı heyecanı duyar. Sınıfımızdaki panonun en üstünde dururken bize rehberlik eden bir öğretmen gibidir; sessizdir ama duruşuyla çok şey anlatır. O dalgalandıkça, sanki bana "Yorulma, arkanda koca bir tarih, önünde ise kocaman bir gelecek var," der gibi gelir.

Bayrağın kırmızısını sadece bir renk olarak görmek eksik kalır. O kırmızı, benim için fedakarlığın, bir arada olmanın ve "biz" diyebilmenin rengidir. Beyaz hilal ve yıldız ise karanlık bir gecede yolunu kaybedenlere ışık tutan bir pusula gibidir. Şehirler değişir, insanlar değişir, okuduğumuz kitaplar bile eskir ama o gökyüzündeki yerini hiç değiştirmez. Bu süreklilik hissi, bir öğrenci olarak bana güven veriyor. Dünyanın neresine gidersem gideyim, o al rengi gördüğümde evimde hissedeceğimi bilmek çok güzel bir duygu.

Sonuçta bayrak, sadece resmi törenlerin bir parçası değil; bizim ortak sevincimiz, ortak yasımız ve en önemlisi ortak geleceğimizdir. Çünkü biliyorum ki, o bayrağın gölgesinde büyümek, sadece bir vatandaşlık görevi değil, aynı zamanda kalpten gelen bir bağlılıktır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Seçtiğimiz Dede Korkut Hikayesi

 Ben ve arkadaşlarım Dede Korkut hikâyelerinden “Beyrek” adlı hikayeyi sahnede canlandırmak için seçtik.   Bu hikâyeyi oyununu seçme nedenim...